|
|

KeNdİmİ Ve HaYaTı SeVİyORuM ÖZLEM
SAYFAMI ZİYARET EDEN: .KİŞİSİNİZ
  
ANTALYA İZMİR ANKARA İSTANBUL
Hayata pembe gözlüklerle bakmayı çoktan bıraktım.Şairler, kitaplar gerçek dostum oldu bir zamanlar değişik görünmek için kitap okuyorum dediğim yıllara inat sanki hayatı seviyorum ,insanları,denizi,güneşi,ne kadar çok şey varmış sevdiğim ve güne her başladığımda kendime kocaman bir günaydın demeyi ihmal etmeden ;HAYAT SENİ SEVİYORUM ,verdiklerin ve alabildiklerim için sunduğun güzellikler için kocaman GÜNAYDIN ... ÖzLM
Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir,ne terkedebilirsiniz. Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında... En güzel yılarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Gözyaşlarınızda,
bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, çoşunca öptüğünüz bir bayrak... Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; Ölmek var, dönmek yok"tur.
Lakin gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını.. Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıdamaya...şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz: "şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa..." Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasiı yaşıyor" demeye başlarsınız. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden böyle miydi ya.." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından... Böyle süremeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz. O, sevgisizliğinize yorar bunu... ihanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle ya da terket" diye
gürler...
Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya, bir kabusa dönüşür birden... Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size... Hoyrattır, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden... "iyiliğin içindi hepsi, seni sevdigim için..." dersiniz,dinletemezsiniz. Ayrılırsanız aşamayacağınızı bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz. ihanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz...
"Madem öyle..."nin çağı başlar ondan sonra...Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmistir, madem ki kıymetinizi bilmemistir, o halde "günah sizden gitmistir". Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece... Daha özgür olacağınız limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni... Etrafı bir sürü uğursuzla dolmus, kurda kuşa yem olmustur. Deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye... Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "Bana ne... kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre... Ama sonra... ansızın kulağınıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden... Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı içmeyi... Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye... Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden...Dönemezsiniz. Göremedikçe bağlanır, uzaklastıkça yakınlaşırsınız.

Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz... Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda"kuskusu... Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz. Sürünür gidersiniz....
CAN DÜNDAR


Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda.
“Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?” diye sordu Hayat.
“Zamanın var mı?” diye sordum.
Gülümsedi.
“Benim zamanım Sonsuzluk” dedi Hayat. “Ne sorular var yüreğinde?”
“İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?” diye sordum.
Hayat yanıt verdi.
“Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili edişelenmaekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar.”
Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum.
Hayat yanıtladı.
“Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim.”
“Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularınmı nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim.”
Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü.
“Söylediklerimi yüreğine kaydet” dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim.
“Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren”.
Yüreğim kuş gibi hafiflemişti.
“Son bir soru daha, Hayat” dedim. “Benden ne istiyorsun?”
Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı ve Hayat yanıtladı.
“Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. ve gerçekten tek değerli olanım.
Değerimi bil.”
Gecenin en karanlık vakti,
Aydınlığa en yakın vaktidir.

Ertelenmiş sözler var dilimde Buruşmuş bir kâğıdın içinde duygularım. Gecikilmiş bir aşk yazılı köşeye atılan kâğıtta Hiç bir şey için geç değil belki Belki, şimdi tam zamanı. Bir de yürek sözden anlasa...
Hergün bir sonrasına ertelenir itiraflar Bir kaçış ki, bu insanı kendinden eder Sorular döner beynimin içinde Beynin içinde satır satır işlenir duygular Bir gün sonraya ertelenir hergün.
Bir yaprağın yere düşüşü gibi olabilsem Ağır ağır süzülsem herşeyin farkında olarak Bir şelale gibi olsam Coşkunca düşsem arzularımın yüreğine Korkularımı erteleyebilsem bir anlığına Hergün koskoca bir yaşam ertelenir oysa.
Sözcüklerin ucuna yüklüdür yaşam Kendimin kendimle savaşı bu Kendimle ertelenmiş sözcüklerimin savaşı Korkularımızın esiri olmuşuz Ertelenmiş bir yaşam var sırtımızda Ertelemiş sevdalar yaşarız Ertelenmiş dostluklar Ertelenmiş kendini buluşlar.
En çokta yüreğimizdeki parıltıları erteleriz. Oysa sevmek, daha kolay gözükür korkmaktan. Sevsek hesapsızca, Aşık olsak ertelemeden yüreğimizdekileri. Sözcükler aksa billur bir su gibi Ertelemesek yaşamımızı.
Belki olacak ertelemesiz yaşayışlar Bir umut ışığı yanar yürekte Umudu erteleriz bu sefer Umudu erteleriz bir sonraki güne. Ertelenmiş bir umudun sırtına yüklemişiz korkularımızı Ertelenmiş sözcüklere saklamışız yüreğimizi Ertelenmiş bir varoluş yaşarız.
2008 İZMİR.............
Seninleyken sensizliği yaşatma bana. Biraz senli ama daha çok benli günlere mecbur etme beni. Ya bir an bile gitmeyecekmiş gibi yanımda ol, yada bir daha hiç dönmeyecek gibi uzağımda dur sevgili.
Ya ağız dolusu gülüşüm ol,yada bir avuç gözyaşım.Benim yüreğimde ortalarda gezinmek yok.Tebessümlerime gözyaşı olup damlama.
Ya duyguların buz tutsun,yada güneş olup içimi ısıtsın.Benim yüreğimde ortalarda gezinmek yok.Kara kışıma güneş vurma,baharıma güz yaşatma sevgili.
Ya siyah gibi karanlık ol, yada beyaz kadar aydınlık. Benim yüreğimde ortalarda gezinmek yok. Siyahıma beyaz çalma, beyazıma gölge düşürme sevgili. Gece olunca sensizliği yaşarken ay ışığı senmişsin gibi vurmasın yüzüme.
Sensiz uyandığım her sabahın ilk ışığı seni müjdelemesin eğer bana gelmeyeceksen…
Bu defa sözcükler mi çok az yoksa sen mi fazlasın bilmiyorum ama olmuyor işte.
HİÇKİMSE VAZGEÇİLMEZ DEĞİLDİR! BENİM YÜREĞİMDE ORTALARDA GEZİNMEK YOK!
29.03.2008
Aşk kimileri için beklemek, kimileri için kaçmaktır,
ama hayat bekleyenide kaçanıda bir gün mutlaka buluşturur.
 
''İNSAN BEYNİNİ YARATAN UNUTMAK GİBİ ÖZELLİĞİDE BAHŞETTİĞİ İÇİN İNSAN BU ÖZELLİĞİ KULLANABİLME YETENEĞİNE SAHİPTİR'''
 25.03.2008
Bazen daha fazladır her şey Bir eşikten atlar insan Yüzüne bakmak istemez yaşamın O kadar azalmıştır anlam
O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut Ya da bir kitap oku mutlaka iyi geliyor Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor
Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün Ayrılıktan kaçılmıyor Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür Ömür imtihanla geçiyor
Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir
...Ancak hepimiz gizliden biraz deliyiz...Herkes aslında yalnızdır ve anlaşılmak ister;ama hiç bir zaman bir başkasını tümüyle anlayamayız ve hepimiz bizi çok seven kişilere bile bir parça yabancı kalırız...Acımasız olanlar güçsüzlerdir;sevecenlik yalnızca güçlülerden beklenebilir.Korkuyu bilmeyenler gerçekte yürekli değildir,çünkü yüreklilik düşlenebilene karşı koyma gücüdür....İnsanları çocukmuş gibi görürseniz, onları daha iyi anlayabilirsiniz ne denli yaşlı yada etkileyici olursa olsunlar.Çünkü çoğumuz hiç bir zaman büyümeyiz yanlızca boyumuz uzar....Mutluluğa ancak beynimizi ve yüreğimizi gücümüz yettiğince etkinleştirdiğimizde ulaşabiliriz...Yaşamın amacı önemli olmaktır saygın olmak bir şeyi savunmak boşuna yaşamamış olmaktır.
Yaşamımız sayısız sorunlarla doludur ve bu nedenle yaşamak,sık sık çok karmaşık bir iş gibi gelir bize.Dünyanın sorunları karmaşıktır ve bizde hiç birşeyin basit bir yanıtı olmadığını anlarız.Bu karmaşıklık ,bizde her zaman yetersizlik ve güçsüzlük duygusu oluşturur.Ancak çok ilginçtir yine de hergün sürekli yarı bilinçsiz bir biçimde daha basit daha anlamlı bir şey arar dururuz.Dolayısıyla yaşamımızı ve yaşamayı nasıl aradığımız büyük önem kazanır.Bu gerçekliği, bu yanlınlığı,bu doğurganlığı bu sorunsuz anlaşırlığı arayışımıza katmak bize bağlıdır.Yaşamı tam olarak yaşamak gibi bir şey sizi ilgilendiriyorsa bunu öğrenmek ve yaşamak size bağlıdır.
*İnsanlara beklediklerinden daha çok sey ver ve bunu zevk alarak yap. *Dinledigin herseye inanma, sahip oldugun herseyi harcama ve istedigin kadar uyuma. *"Seni seviyorum" dediginde, cidden söyle. *Tutkuyla ve derinden sev. Sonradan yara alabilirsin belki,ama hayati komple yasamanin tek yolu budur. *Anlasmazlik durumlarinda, dürüst ol. *Kimseyi kirma, hakaret etme. Yavas konus, ama hizli düsün.
*Cevaplamak istemediğiniz bir soru sorulduğunda gülümseyin ve “Neden bilmek istiyorsun?” diye sorun
*En büyük askin ve en büyük basarıların daha büyük riskleri oldugunu hatırla. *Anneni ara. *Kaybettiğinde, ders al. *Hata yaptığını farkettiğinde, onu hemen düzelt. *Telefona cevap verirken gülümse. Seni arayan kisi bunun sesinden anlayacaktır. *Konuşmaktan, sohbetten hoşlanan bir kadın/erkekle evlen.Yaşlandığınızda, konuşma yeteneğiniz herseyden daha önemli olacak. *Biraz yalnız kal. *Değişikliklere kucak aç, ama değerlerini yitirme. *Suskunluğun, bazan, en iyi yanıt olduğunu unutma. Daha çok kitap oku, daha az televizyon seyret. *İyi ve saygın bir hayat sür. İlerde, yaşlandığında ve geçmişi hatırladığında, birkez daha nasil zevk aldığını göreceksin. *Geçmişte çok yaşama. *Bildiklerini paylaş. Ölümsüzlüğü elde etmenin bir yoludur. *Dua et. Duada, ölçülemeyecek bir güç saklıdır. *Sana sevgi gösterisinde bulunan birini engelleme. *Onu öperken gözlerini kapatmayan bir kadın/erkeğe güvenme. *Yılda birkez hiç gitmediğin bir yere git. *Unutma, istediklerini elde edememek, bazen büyük bir şanstır. *Bütün kuralları öğren, sonra bazılarına uyma.
*Basarını, onu elde etmek için vazgeçmek zorunda kaldığın şeylere bağlantılı olarak değerlendir.
*Keşke sözcüğü yerine, bir dahaki sefere demeyi dene... *Cesur ol, Değilsen bile öyle davran. Hiç kimse aradaki farkı anlayamaz.. *Büyük düşün, ama küçük zevklerin de tadına var... *Bol bol gülümse, hem maliyeti sıfırdır, hem de bedeline paha biçilmez... *Dinlemeyi öğren.. Bazı fırsatlar kapıyı hafif tıklatır.. *Asla birilerinin umudunu kırma, Belki de sahip oldukları tek şey odur.. Mükemmeli ara, kusursuzu değil.... *İnsanları; banka hesaplarının büyüklüğüyle değil, kalplerinin büyüklüğüyle ölç.. *Biri sana sarıldığında, önce onun kollarını gevşetmesini bekle.. *Köprüleri atma. Aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşıracaksın... *Birisine seni seviyorum deme fırsatını asla kaçırma.. *Zamanı ve sözleri dikkatsizce kullanma, ikisi de geri alınamaz. *Ayrıntı profesörü olma... Olabildiğinden fazla sevecen ol.. *Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşman gerekmez. *Bak, aynı zamanda da baktığını gören ol. *Geldiğin zaman boşluk dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol. *Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini harcama ve istediğin kadar uyuma. *Seni seviyorum derken inanarak söyle. Özür dilerken karşındakinin gözlerinin içine bak. *İlk görüşte aşka inan. Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kal. *Asla başkalarının hayalleri ile dalga geçme.
*Derinden ve inançla sev. *Kırılabilirsin belki ama başka türlü de hayatını tam anlamıyla yaşayamazsın. *Anlaşmazlıklarda dürüstçe savaş. *İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp, onlar hakkında karar verme, İnsanları yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz.
*İnsanlara beklediğinden fazlasını ver ve bu işi yaparken kibar ol. *Yavaş konuş ama hızlı düşün. *Şunu daima hatırla ki, büyük aşk veya büyük yatırım daima büyük risk taşır. *Eğer kaybedersen aklını da kaybetme. *Üç S'yi unutma: Sevgi - herkese, Saygı - kendine ve başkalarına, Sorumluluk - Tüm hareketlerin için. *Eğer hata yaptığını farkedersen, hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme. *Konuşmayı sevdiğin biriyle evlen. Yaşın ilerledikçe sohbet her şeyden fazla önem kazanacaktır. *Şunu bil ki, bazen sessiz kalmak en iyi cevaptır. *Sevdiklerinle tartışırken, o anı önemse, geçmişi kurcalama. *Satır aralarını da oku, bilgilerini paylaş. Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, kararlılık korkudan kurtarır. *Dua et. Büyük güç verir. Düşün. Daha da büyük güç verir. *Öperken gözlerini kapamayan sevgiliye güvenme. *Bazen istediğin bir şeyin olmaması senin için bir şanstır. *En iyi ilişkin, birbirinize olan sevginiz, birbirinize ihtiyacınızdan fazla olduğu zaman olacaktır. *Şunu bil ki; karakterin senin kaderindir. *Sınırsızca sev, her gönülde çiçek olacağına, bir gönülde buket ol. *Sevgi için kollarını kapalı tutma, sonra kendinden başka tutacak şey bulamazsın. *İçinden ne geliyorsa yap. Doğal ol. *Mutluluk, sorunsuz bir yaşam değil, onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir. *Gülmek için mutluluğu bekleme, sonra tebessüm bile edemezsin...
Saat dört yoksun Saat beş, yok Altı, yedi, ertesi gün Daha ertesi Ve belki kimbilir...
Kitap okurum İçinde sen varsın şarkı dinlerim İçinde sen Oturdum ekmeğimi yerim Karşmda sen oturursun Çalışırım, Karşımda sen
En güzel deniz, Henüz gidilmemiş olandır En güzel çocuk Henüz büyümedi En güzel günlerimiz Henüz yaşamadıklarımız Ve sana söylemek istediğim En güzel söz Henüz söylememiş olduğum sözdür
O şimdi ne yapıyor?
Şu anda şimdi, şimdi, şimdi Evde mi, sokakta mı? Çalışıyor mu, uzanmıp mı, ayakta mı? Kolunu kaldırmış olabilir mi, hey gülüm Beyaz kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi O şimdi ne yapıyor Şu anda şimdi, şimdi, şimdi Belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzeredir Her kara günümde onu bana Tıpış tıpış getiren sevgili Canımın içi ayaklar Ve ne düşünüyor, beni mi? Yoksa ne bileyim Fasulyenin neden Bir türlü pişmediğini mi? Yahut insanların çoðunun neden böyle Bedbaht olduğunu mu? O şimdi ne düşünüyor şu anda şimdi, şimdi
Saat dört yoksun Saat beş, yok Altı, yedi, ertesi gün Daha ertesi Ve belki kimbilir...
Düne dair ne varsa, Senden yana… Hepsi yerli yerinde Hiçbir şey almadım içinden.. Bana ait bir şeyde yoktu ki zaten...
Gönlümle baş başa düşündüm demin; Artık bir sihirsiz nefes gibisin. Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin Akisleri sönen bir ses gibisin.
Mâziye karışıp sevda yeminim, Bir anda unuttum seni, eminim Kalbimde kalbine yok bile kinim Bence artık sen de herkes gibisin.
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor Onlardan kalbime sevda geçmiyor Ben yordum ruhumu biraz da sen yor Çünkü bence şimdi herkes gibisin
Yolunu beklerken daha dün gece Kaçıyorum bugün senden gizlice Kalbime baktım da işte iyice Anladım ki sen de herkes gibisin
Büsbütün unuttum seni eminim Maziye karıştı şimdi yeminim Kalbimde senin için yok bile kinim BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN...
NAZIM HİKMET
Nazım Hikmet'in bu güzel şiirini benimle tanıştıran Melih Bey'e sonsuz teşekkürler.......
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm cehennemide
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de,
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım,
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki ’söz ver kendine’
Denizleri seviyorsan,dalgaları da seveceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan,yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki,son yolculukları erken tanıdım.
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan anladım.
 
Denize karşı bir bankta oturmuştu yalnızlık Çağırsa gelirmiydi peşinden Onu en çok seven Sevgi emekti hani Gelmeliydi ,affetmeliydi Yanarsa pişmanlıktan Kendi karanlığında kaybolursa insan Ne verilen selamı anlar Nede bir ışık görür gönül gözü O çok sevendir tek çare Yalnızlık acı sözün özü ......
   

Şimdi geriye dönüp baktığımda diyorumki: "Ne çok zamanım geçmiş, nelerimi saklamışım, söleyememişim" O kadar çok pişmanlığını yaşıyorum söylediklerimden çok, söyleyemediklerimin.. Korkmuşum bazı şeyleri söylemeye.Anladım bunu..anlayamadığım nokta ; neden korkmuşum acaba? karşımdakini incitmektenden mi, yoksa ironikliğe bak onun beni incitmesinden mi ?! bilemiyorum..ama söleyemediğim o kadar çok şey varmış ki; yeni farkettim !! oysa neleri değiştirebilirmişim o basit kelimelerimle .. kimler değişirmiş o ufacık,anlamsız kelimelerimle..görememişim..çok kayıplar yaşadım şu güne kadar kazançlarım kadar en az !!! çok kırıldımm çoğunda sustum !! geçer dedim, sonra öğrendimkii acım paylaşmadıkça geçmemiş, ben geçmiş sanmışım; oysa o her an katlanmış..bi çığ olmuş sürüklemiş beni..sonunda öyle bir raddeye gelmişki; o çığın altında kalan sadece ben olmamışım !!!
Çok şeyim varmış söylenecek..şimdi dönüp baktığımda kısacık geçmişime diyorumki keşke kırdıklarımdan daha çok özür dileseymişim..Ve onlarda beni kırmasalarmış! Kırdıklarında kırıldım deseymişim; susmasaymışım!!! EEEE bunuda öğrendimmm kırılan ben oluyormuşum yine..benden ötesi değil !!
Keşke insanlar herşeyime katlanmak zorunda olmasalardı! bunu yapma diyebilselerdi bana.. cüret edebilselerdi buna..Ve bende herşeye katlanmak zorunda olmasaymışım! yeter ve hayır demenin önemini kavrayabilseymişim ! belki böylece tüm yük omuzlarımdan kalkabilirdi..
Keşke bana daha çok seni seviyorum deselermiş !! belki böylece ne kadar önemli olduğunu anlardım seni seviyorum demenin !! neleri değiştirebileceğinin !..Ve daha çok seni seviyorum deseymişim,kim bilir belkide zamansız, yersiz söylenen seni seviyorumlar değerliymiş te ben bilememişim..olur böyle şeler ..
Keşke herkes istediğini anında söyleseymiş,,tutmasaymış içinde.. o zaman geç olmazdı hiç bir şey için..Ve ben söyleseymişim içimin kanırmadını bağıra bağıraa !! kim bilir belki de gitmezdi, gitmesini istemediklerim..!!
Keşke kimse bana hata yapmasaymış..anlamasaymışım doğrunun değerini de acımasaymış içim yapılan hatalarla...Ve ben hata yapmak zorunda bırakılmasaymışım! böylece kimse benim durumuma düşmezdi! kimsenin içi yanmazdı yapılan hatalarla..Varsın olsun anlamalıyım doğruları..hatalar olmasında..
Keşke bana tüm bunları yazdırmasaydın..sadece gitmeseydin..tane tane terk etmeseydin sende beni kendi içinde..Ve keşke benim tüm bunları yüzüne söyleyebilecek cesaretim olsaymış !! burada yazmak zorunda kalmasaymışım..tıpkı eski zamanlar gibi sana bunları ağlaya ağlaya da olsa anlatabilseymişim..kimbilir...bitmezdik o zaman belki de..gitmezdim..gitmezdin..Benden vazgeçme! deyişim çınlardı kulaklarında..vazgeçmezdin; yada vazgeçmemiş numarası yapmazdın..
Evet, evet biliyorum şimdi..herkesin bir maskesi var..yapılan her hatadan,her yanlıştan sonra arkasına saklandığımız, kolaya kaçıp o maskeyi suçladığımız ve her gün boyasını değiştirip,cilasını yenilediğimiz bir maske..Bazen bir "seni seviyorum", bazen bir "özür dilerim",bazen bir "hepsi senin yüzünden!", bazense bir gözyaşı..ama hepsi birbirinin aynısı..hepsi birbiri kadar can acıtıcı..
ÖzLem
Bazen insan hani 'içimi okudun' der ya Can Dündar'ın Her zamanki gibi içimi okuyan bir alıntısı....
Günümüz insanı aşka aşık, aşığa değil! Aşkların kısa dönem askerlik gibi kısa sürmesinin nedeni herhalde bu. Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor. Peki bu neden böyle oluyor? Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz, insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş, insan insana kendini adamaktan kaçıyor. Oysa fedakarlık, adanmışlık varsa vardır aşk. Fedakarlığın, adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk. Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının... Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı. Nerde ideali, aşkı uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı... Nerde hiçbir şey için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bugünün insanı. Bugünün insanı aşkta da köşe dönmeci. Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor. Sevmeden sevilmek, vermeden almak istiyor. Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor. Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor. İlişkiler çıkar, menfaat üzerine kurulu. Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler, bir gecelik sevişmeler aşk sanılıyor.
Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor!!!!!
Nette gezinirken bu yazı dikkatimi çekti benim hep o söylediğim ''Ben insanları gözümle değil ruhumla sever değer veririm '' sözümü çok güzel ifade etmiş, evet ''Göz fanidir Ruh bakidir''
Aşk zinde der revân u der basar
Her demi bâşed zi gonce tâzeter
Aşk her an ruhta da gözde de tazeliğini korur, hiç eskimez. Aşkın tazeliği gül bahçesindeki goncaların tazeliği gibidir. Beyitte deniyor ya: “der ravan u der basar” “Aşk ruhta da gözde de her an tazeliğini korur.” Bundan şu mânâ anlaşılmalı: Göz, ruhun penceresi gibidir. Ruh, göz penceresinden bakar ve bütün yaratılmışlarda yaratıcının güzelliğini ve kudretini seyreder. Sonra döner ‘Severim her güzeli senden eserdir.’ sözleriyle eserde müessiri, nakışta nakkaşı bulur, görür. Allah her an yeni bir yaratmada ve yeni bir hâlde tecelli etmededir. Sûre-i Rahman’daki “Külle yevmin hüve fı’ş-ş’en” âyeti bu gerçeği bildirmede. İşte bu her an yenilik, Hazret-i Mevlânâ’nın sözünü ettiği her an tazelik demektir. Aşkın gözde tazeliği yaratılmışlar hakkında, ruhta tazeliği ise Yaratıcı hakkındadır. Göz fânidir. Ruh bakîdir. Fânilerin aşkı da fânidir, bakîlerin aşkı da bakîdir.
ALINTIDIR

En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır. En güzel çocuk: henüz büyümedi. En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız. VE SANA SÖYLEMEK İSTEDİĞİM EN GÜZEL SÖZ:
HENÜZ SÖYLEMEMİŞ OLDUĞUM SÖZDÜR. N.Hikmet
.
ÖLÜMDÜR TEK BAŞINA YAŞANAN,AŞK İKİ KİŞİLİKTİR. 
A.Behramoğlu
Melih Özmen'in sayfamdaki tüm şiirlerinin telif hakkı menajeri olarak bendedir lütfen alıntı yapmayalım. ÖzLeM
Birgün kapılar kapanacak ve aşk kapılar ardında kalacak, senin bende kaldığın gibi,
adına şarkılar yazılmayacak mektuplar yollanmayacak belkide,ve aşk anlayacak o an yalnız kaldığını
ve sessizce ağlayacak.geçmişine bakacak dostlarına,dostum dediği umut ve kavuşmaya
sonra dönüp tekrar bakacak ve anlayacak umut olmadığını kendisi için,bir kalbe kavuşmak mı?
işte o an anımsayacak aşk kendini güzelleştiren şeyi,evet hayali hatırlayacak ve bir kalbe kavuşmanın
artık kendisi için bir hayal olarak kalacağını anlayacak yine yeniden ağlayacak.kapanacak kapılar ve aşk
kapılar ardında kalacak,günün gecenin ardında kaldığı gibi ve belki de sen gibi,düşlediğine kavuşamayacak,
bakacak aşk gelenlere geçenlere, sürüdüğünü görecek hasretin ardında sevenleri,bağıracak yırtarcasına göğün göğsünü
haykıracak,yağmuru ile gelecek ona gökyüzü ve aşk bu su deryasında boğulacağını bilerek çaresiz ağlayacak.
acınası duygularla seviyorum sevdiğimi diyecek,muhtaçlıkla alışmışlıkla,dayanma gücü veren varlık duygusuyla,
sonra izlemeye koyulacak aşk,meğer diyecek kendi kendine,aslında ben bir kalbe bulaşınca ömrüm iki kişilik bu oyunun
perdesini açana kadarmış,oyuncular iki sevgili replikler muhtaçlık,konu alışkanlık,seyirciler ise dayanma gücüne
ihtiyacı olan kandırılmaya hazır masumlar,sonra filmin sonunu yazacak hemde kaleminden kan damlatarak yazacak
o an yine yeniden tanışacak olduğu kan kardeşi yitirilmişlik denilen yönetmen edası taşıyan o tadı değişmez duyguyla
aşk yeniden bakacak ve mutlak sonuç kapılar kilitli, anlayacak yitirilmiş sevdanın değeri aşk susacak aşk ağlayacak
ve aşk sonsuza dek tek kalacak senin tek kalacağın gibi sevgili...
Melih ÖZMEN
05.10.2008
01:18
EY AŞK SENİ BEKLERKEN YALNIZLIK MI GELECEKTİ KAPIMA ?
Bilmez sensizlik sende bıraktıklarını,
alır başını gider gecenin kuytusunda adımların,
düşer yavaş yavaş anıların göz kapaklarına,
susar konuşursun kendinle,
konuşurda cevaplandıramazsın unuttuklarını,
bilir misin sen olmazsan sevgin olmazdı,
sen olmasan ilk baharda yaprağa misafir olan damlalar gibi,
düşmezdi aşk sözleri diline,
uzanır gidersin boşluğunda gecenin,bir cam kenarına,
ve beklersin kaldırımlardan doğup sana gelecek olanı,
umuttur sana sel olup düşüncelerine akar,
aşk dersin hasret dersin,
ve düşüncelerinle arana bir tek zaman girer,
gidenlere yetişemezsin,
ama bilirsin ki hep bir bekleyen vardır seni hep özleyen,
Özlem'sin sen özlemlenirsin gecenin soğuktan ağlayan karanlığında,
söylersin kendine
Ey aşk seni beklerken yalnızlık mı gelecekti kapıma.....
Şair: Melih ÖZMEN
Utanmaktadır terk edip giden hayallerin seni,
şarap kadehlerindedir adın yada dudakta,
ne beklersin ki hayattan küçük bir mutluluktna başka,
ama hayat hep mutluluğu sunmayacak sana,
el sallayacaksın bazen,
ansızın seni terk edip yola çıkan kervanlara,
duyguların ağlamaklı oturacak kalemlerin konuşacak,
kağıdın dost olacak beyaz acılara,
ve sen bırakıpta gidene bakacaksın,
ardına döner mi son kez diye,
başın öne düşecek ağlayacaksın,
duymayacak kendi telaşından çığlıklarını,
ansızın hüzün kaplayacak dört duvarını,
ay sönecek yıldızlar inecek yer yüzüne,
kendine onu arayacaksın hangi yıldızdı diye,
başını kaldırıp gök yüzüne baktığında,
bir onun düşmediğini göreceksin,
sonra diyeceksin,
Ey giden yar gelişin dünyalar yarattı gidişin başıma yıktı,
ve sonra sesleneceksin ona,
sen ey hoyrat sevgili o sensin aşk yokken var eden sen
evet o sensin kırk yılda bir gibisin ...
Şair: Melih ÖZMEN
(Telif Hakkı Saklıdır)
HOŞÇAKAL…
Ertelenmiş duygularda buldum seni,
Ve yarı çıplak düşlerin sabahında,
O saatlerde aşk terlerdi avuçlarında,
Nefes nefese bir an,ağlamaklıydı aşk kollarında,
Sıfatsızdın belki,
Belki tanımsız bir yer,
Ya da adı konulmamış bir izdin,
Gözyaşlarının dokunduğu her yabancıda,
Dedim ya ertelenmiş duygularda buldum seni,
Ben sadece yolcuydum,
Geçerken gördüm deniz mavisi gözlerini,
Gidişlerim olur benim,
Sevda el salladığım bir durak,
Sen o durakta sahipsiz aşk,
Yasak kelimeleri taşırdım çantamda,
Ve sana verebilecek tek kelimem yoktu,
Öyle yaralıydın sen,
Buruktu bakışların,
Korkuluydun sevmekten yana,
Ertelenmiş duygularda buldum seni,
Kavuşulamayacak aşk,
Bir gün tekrar görüşmek umuduyla,
O güne kadar hoşçakal..
Melih ÖZMEN
30.07.2008
(Telif Hakkı kalplerde saklıdır)
[
Yorgunluklar çöküyor gözlerine ve sağanaklara gebe kalıyor . Biliyor musun en fazla samimi olduğun anlar kendine ağladığın zamanlardır.Bir düşün kendine ne kadar sağanak verdin. Hayatın neresi doğru ki dediğin gün, aslında son doğrusunu da bıraktığın gündür. Neler aradığını biliyor musun? Ya da hayattan neler istediğini?
Karşılaşacağın bilinmezliklere doğru yol alırken geçmişle hesaplaşmalarını. Sevgide yine ayrılık olur dediğin aslında kendine güvensizliğindir. Duygu arıyorsun, ilgi ve şefkat, yaşın büyüyor gecikmiş olduğunu görüyorsun.
Mana veremiyorsun tutarsızlıklara, ardından koca bir boşluk oluyor ve dünya büyüdükçe büyüyor göz ucunda. Aşk bir basamaktır çıkmak zorunda kalmazsan. Eğer ki çıkmak zorunda kalırsan muhtemelen şunlarla karşılaşıyorsun.
Bir merdiven atlıyorsun; burası korkularının olduğu basamak. Neler verdin neler aldın aşktan sorusu soruluyor bu merdivende. Sen düşünüyorsun verdiklerini topluyorsun bir çizelgede sonra o bana ne verdi çizelgesine geliyor. Eğer bu çizelge eşit olsaydı mutlaka bu basamağa gelmezdim diyorsun. Haklısın ya sen verdin karşındaki az verdi, ya da karşında ki insan çok verdi, sen bunu anlamadın. Bir merdiven daha çıkıyorsun burası devam eder misin sorusunun sorulduğu yer.
Eğer karşındaki insan duymak istediğin hatalarını söylüyorsa devam etmek iyi olacaktır çünkü hatalarını çabuk gören aşkına sahip çıkandır. Eğer sen onun duymak istediklerini söylersen ve hatalarını görebildiysen sorun yok. Göremediysen bekleme köşesinde bekle çünkü ani kararlar kavuşmaları etkiler işte bu merdiven sabır merdiveni.
Burası süreçtir eğer bu sürenin sonunda az veren az verdiğini yada hiç vermemiş olduğunu gördüyse bir sonraki basamakta onu göreceksin eğer sen az vermiş olduğunu göremediysen bir sonraki merdiven mahşer merdivenidir.
Bu merdivendeki reyonlarda; bunalım iksiri, bırakmamak iksiri, ömür boyu acı iksiri, tutarsızlık iksiri, bir gün karşılaşmak iksiri gibi çeşitler mevcuttur ama şimdiden söyleyeyim bir alt merdivene iniş iksiri mevcut değildir.
Bir şekilde her şeyi başarıp insen de, ikincisi mutlaka duygusuz kısaca aşksız devam edecektir. İşte o zaman kendini sorgulamak, bir hata olacaktır elbet, çünkü denenmiş denenmiyor. Bunun sonunda boşa geçen yıllar ve bir gün geliyor ki yolun sonundasın.
Ya ben gecikiyorum zamana,
ya da geç kaldıklarım erken çıkıyor karşıma...
Geç kalmama izin verme kendime,geç kaldıklarımınsa önünde bırakma ......
ÖzLeM
Alıntı; Üstün Dökmen / Ladesçi
.......Uzay eğridir; ışık eğriler boyunca yayılır; Riemann ile Einstein gösterdiler bunu.Yani uzayda doğru yoktur; kapalı, bükümlü ve eğridir evren.Bunu fark ettiğimizde bazı insanların niçin dürüst olmadıklarını daha rahat kavrayabilirsiniz.''Eğri bir evrende nasıl doğru olsun insanlar'' diyebilirsiniz yada demeyebilirsiniz. Ötekiler öyle ama siz eğri çizmek zorunda değilsiniz. Kimse kalemle doğmaz, çizgileri eğri yada doğru çizmek size kalmıştır.Belkide en büyük erdem, eğri bir evrende, doğru çizgi çizebilmektir bu dünyada............
Bir; Birisini sevdiğinizi unutmak istemiyorsanız, onunla etkileşiminizden bir kar elde etmeyi unutmalısınız,
İki; Sevdiklerimizi sevdiğimizi aklımızda tutmak, bazen ladesli olduğumuzu aklımızda tutmaktan daha zordur. Ve
Üç; Sevdiklerimizi kandırmak, onlara karşı dürüst olmaktan her zaman daha kolaydır.Ne yazık ki...
Belki de şöyle bir slogan olmalı:'' Sevince ladessiz sevmeli'' diye........

Bazen hayatımıza giren öyle insanlar olur ki;
onların belli amaca hizmet etmek, kim olduğumuzu ya da olmak istediğimizi bulmamıza yardım etmek için bizimle olduklarını yüreğimizin derinliklerinde hissederiz...Bu insanların kim olacağını asla önceden kestiremezsiniz; belki oda arkadaşınız, komşunuz, uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınız, sevgiliniz ya da belki de sadece göz göze geldiğiniz bir yabancı... Her kim olursa olsun, o kader anında hayatınızın bir biçimde etkileneceğini bilirsiniz.... Bazen de hayatınızda öyle olaylar yaşarsınız ki; o anda bu olaylar size korkunç, acı dolu, haksız gibi görünür.... Ancak fırtına dindikten sonra; bütün bu olayların üstesinden gelmemiş olsaydınız, asla potansiyelinizin, gücünüzün, azminizin ve yürekliliğinizin farkına varamayacağınızı anlarsınız....Her olayın bir gerçekleşme nedeni vardır.... Hiçbir şey tesadüfen, kötü ya da iyi şans nedeniyle gerçekleşmez...... Yaşamınızı, başarılarınızı ve düşüşlerinizi etkileyen insanlar, kimliğinizi yaratan insanlardır.... Kötü deneyimler bile birilerinden öğrenilebilir....Bu dersler en zor, ancak büyük bir ihtimalle en önemli olanlardır..... Başınızı dik tutun, çünkü bunun için her türlü hakkınız var.... Kendinize değerli bir insan olduğunuzu tekrarlayın ve kendinize inanın.... Eğer kendinize inanmazsanız, hiç kimse size inanmaz... Hayatınızı nasıl istiyorsanız öyle şekillendirebilirsiniz....Kendi özgün yaşamınızı yaratın....
UNUTMAYIN; OYUN BİTTİĞİNDE ŞAH VE PİYON AYNI KUTUYA KONUR......!!!!
    
. "Sevmek bir yerdeki sabah galiba Beni bir türlü oraya götürmediler"
Sevgiyi başkalarından bekleyen bir insanın duygularını anlatıyordu bu dizeler..
Her sevginin başlangıcı, insan yaşamında güneşin doğduğu andır elbette. Oysa, çaba harcamadan, birilerinin kendisini sevmesini bekleyenler başarılı olamazlar hiçbir zaman... Ne sazı konuştururlar, ne neyi üflerler, ne de şiire varır dilleri...
İnsanin bir ömür boyu peşinden koştuğu sevmek nedir peki? Yüreğin bir başkası için çarpması mı? Suyun yüzünde, yapraklarını ağır ağır açan bir nilüfer mi yoksa? Göç mevsimi, yaralı eşini kanatlarıyla örterek ölümü bekleyen yaban kazlarının vefası mı? Ya da kayayı delen tomurcuğun direnci mi sevmek? Kan ve gözyaşından oluşmuş bir dünyanın ortasında bile, insanı insanla kucaklaştıran duygu mu?
Ya sevilmek? Bir başkasının bakışlarından biricik olduğunu anlamak mı sevilmek? Yürürken başı biraz daha dik, dudak kıvrımlarını uçarı, adımları hafif kılan, sevilmek mi yoksa? Sesin, sıcacık bir hoşgörüye bürünmesi, bütün canlılara yönelik sevecenlik, artan coşku, sevilmekten mi hep?
Ya nedir sevmemek? Küçük hesaplarla ölçüp biçmek midir karşıdakini? Hoyrat bir rüzgârın, özenle dizilmiş saksıları devirmesi mi? Dalganın saldırması mı, adı özlem olan bir kayığa? Koparıp bir çiçeği yakaya takmak mı yoksa? Kekliği kafese kapatmak mı, siyah örtüler altında ürkek doğasız bırakıp, avlarda tuzak olarak kullanmak mı sevmemek? Canlıyı soyuna nankör kılmak, sonra insanlık dersi vermek mi yoksa? Bir yudum su uzatmaktan üşenmek mi sevmemek? Gülümsemekten kaçınmak, okşamanın ince kıyılarına inmemek mi asla?
Sevilmemek nasıl bir duygu peki? Yavru kedileri boğmak mı oyun diye? Kalın topuklu çizmelerle ezmek mi başakları ya da çocukları? Nedir hiç sevilmemek? Bir çölün ortasında durmadan susamak mı? Kapıları dinlemek mi binbir korkuyla? Para biriktirmek mi aç karnına? Ökseler, pusatlar yapmak dalları ok gibi sivriltmek mi? Yaz günleri ateşler yakmak mı kocaman bir şehrin ortasında? Ölümü izlemek mi keyifle? Nedir sevilmemek? Ne kadar yabancılaştırır insanı insana?
Havada uçuşan bir sözcük müdür sevgi? Sezilir mi, tutulur mu, görülür mü? Nasıl bilinir varlığı? Yalnızca yokluğunda mı anlaşılır tadı?
Önce kendini tanımakla başlar sevgi. Kendini onarmakla başlar... İnsanın, insan olma bilincini, aklıyla, yüreğiyle duymasıyla başlar... Doğanın ve yaşamın bir parçası olduğunu anlamasıyla... Yaşam benim için var. Su benim temizliğim. Ben suyu en uzak dallara taşımalıyım... Sonra insan var... Doğanın en güzel ürünü... Üç bin yılda ayağa kalkmayı öğrenen ve beni bugüne hazırlayan insan... İlmek ilmek örülen kültürümün ilk halkası... Bir insana duyulan sevgiyle başlayan yaşam...
Peki nedir sevgi? Birlikte bir gülüşü uzatmak, acıyı paylaşıp azaltmak belki de. Aynı duaya el kaldırmak. Dokunmak biraz. Kanın, damarlardan akışını hızlandırarak duymak insanın sıcaklığını... Aynı anda görebilmek bir şimsek çakımını... Ocağı birlikte üflemek ısınmak için... İnsan olmanın o eksikliğini güzelliğini sezebilmek karşılıklı. Tamamlayabilmek birbirini...
Bir türlü önleyemediğimiz o ses: "benim onurlanacağım kadar önemli ama benden bir adım geri..." diyorsa eğer, o sesi susturabilmek...
Koltuklara, halılara, kristallere, markalara gösterdiğin özenin çok fazlasını gösterebilmek bir insana... Duygularını, düşüncelerini anlamaya çalışmak. Özlemlerini aramak birlikte...
Benim ol ama benden bağımsız bireyliğini de koru. Olduğun gibi kal ama çoğalsın, zenginleşsin içinin erdemi... Seni ilk sevdiğim gün gibi sürdür kişiliğini ama durmadan gelişelim birlikte... Birlikteliktir sevgi... Kimsenin kimseyi kullanmadığı... Kimsenin kimseye hükmetmediği... Kimsenin kimseyi mülkiyetine geçirmediği...
Önce beni bekle duraklarda, sonra bekleyeni olmayan bütün yolcuları... Önce benim için bir şarkı söyle, sonra bütün sağırlar duysun sesini...
Beni sev! Öyle sev ki, bütün insanlığı kucaklasın sevgin...
Soluk almak güçlestiginde,yüregin susup, mantigin sürüklemeye basladiginda ayaklarini, daglara dönmeli yüzünü insan. Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüregini ferahlatacak; yeni insanlarla tanismali, yeni kesifler yapacak...Hep isteyip de, bir gün yaparim diye erteledigi ne varsa, gerçeklestirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklastigini; zamanin bir nehir, kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculugun devam ettigini anlamali .. Bas döndürücü bir hizla geçiyorsa bir birinin ayni günler, her aksam ayni can sikintisiyla eve giriliyorsa, degistirmeye çalismali bir seyleri; küçük seylerle baslamali belki; örnegin, bir kaç durak önce inip servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüregine takmali günes gözlüklerini; gördügünü hissedebilmeli!
Sagligini kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, degerli olabilmeli hayat! Illa büyük acilar çekmemeli, küçük mutluluklari fark etmek için! Baskasinin yerine koyabilmeli kendini; aglayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli! Aglayana omuz, inleyene çare olabilmeli! Su; adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamali; sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, derin bir soluk alip, hapsetmeli kokusunu içine...Günesin dogusunu seyretmeli arada bir, seher yeli oksamali saçlarini...Karda, yagmurda; sevincine, coskusuna; firtinada boranda; öfkesine, isyanina ortak olabilmeli doganin! Bir çocugun ilk adimlarinda umudu; bir gencin düslerinde gelecegi; bir yaslinin hatiralarinda geçmisi görebilmeli!
Çalismadan basarmayi, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu olmayi beklememeli! Ama küçük, ama büyük; her hayal kirikligi, her aci; bir firsat yasamdan yeni bir seyler ögrenebilmek için; kaçirmamali! Çünkü; hiç düsmemissen, el vermezsin kimseye kalkmasi için, hiç çaresiz kalmamissan, dermani olamazsin dertlerin; aglamayi bilmiyorsan, nesesizdir kahkahalarin; merhaba dememissen, anlamsizdir elvedalarin... Ne, herkesi düsünmekten kendini, ne; kendini düsünmekten herkesi unutmamali!
Bilmeli; çok kisa oldugunu hayatin; hep vermek ya da hep almak için...Sadece, anlatacak bir seyleri oldugunda degil, söyleyecek bir sey bulamadiginda da dinleyebilmeli! Akli ve kalbiyle katilabilmeli sohbetlere...Hafizasi olmali insanin; hiç degilse, ayni hatalari, ayni bahanelerle tekrarlamamasi için! Sorulari olmali, yanitlari bulmak için bir ömür harcayacak! Dostlari olmali, ruhunun ve zihninin sinirlarini zorlayacak! Herkese yetecek kadar büyük olmali sevgisi; ama, kapasitesi sinirli olmali yüreginin ki, hakkini verebilsin sevdiklerinin; zaman bulabilsin; bir tesekkür, bir elveda için... Yasam dedikleri bir sinavsa eger; asla vazgeçmemeli..sevmek ve ögrenmekten; ama, herkesi sevemeyecegini de her seyi bilemeyecegini de fark edebilmeli insan! Tipki, her seye sahip olamayacagi gibi. .. Zamanin ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayati! CAN DÜNDAR
ÖzLeM
Gürültü ve patırtının ortasında sükunetle dolaş; sesizliğin içinde huzur bulduğunu unutma.Başka türlü davranmak açıkca gerekmedikçe herkesle dost olamaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut.
Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız , kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver ,Aptal ve cahil olduklarında bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.Yalnız planlarını değil, başarılarınında tadını çıkarmaya çalış.İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış, ve yorulmuş olmazsın.İşini öyle seveceksinki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayaller başlatmış olacaksın.
Olduğun gibi görün göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. İnsanlığın yüzyıllardır öğrendikleri,sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek kum taneciğinden daha fazla değildir.Aşka burun kıvırma sakın.O çöl ortasında yeni yeşil bir bahçedir. O bahçeye layık kimseyi bulmaktır önemli olan. Kaybetmeyi ahlaksız kazanca tercih et. İlkinin acısı biran, ötekinin acısı vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür. Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.Yapamayacağın şeylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.
Ara sıra isyana yönelecek olsanda hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendinle barışık ol. Hatırlar mısın? Doğduğun zamanları. Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu.
Öyle bir ömür geçirki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlululukla gülümse. Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Sen kendinin tüm servetisin. Görmeye çalışki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen yaşamak güzeldir bu dünyada....
     
Gerçekten çok anlamlı öğütler veren bir yazıt arada okurum ben.Aklıma ben Ünv.de iken babamın bana yazmış olduğu bir mektubun sonu geldi.Önceden tabi internet bu kadar yaygın değildi mektuplar vardı internet geldi mertlik bozuldu diyelim:) mektup biriktirmek gibi bir hobim vardı , saklamıştım bu mektubuda, babam mektubunun sonunda şöyle yazmıştı hiç unutamam bu sözü, hani birazda ailenden uzak olunca o yıllarda,ilk okuduğum an çok duygulanmıştım:
''UYANIK VE DİKKATLİ OL, OLAYLARI ,OLUMSUZLUKLARI İYİ GÖZLE, DERT EDİNME. İYİ TAHLİL VE GÖZLEM YAPAN İNSANLAR BU NEDENLE DAHA RAHAT OLURLAR. SENİ SEVİYORUZ.''
Babacım; Bende Seni Seviyorum...
Sevgili dostum Murat'a sonsuz teşekkürler.....
Yurdan'cım ; Doyumsuz o dostluğun için çok teşekkürler..
Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunumki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun
Kanatlarımız dokunarak uçalım
İnsanlardan buz gibi soğudum
İşte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın ...
Alıntı:Cahit Külebi
Dostlarınla öyle yaşaki; düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın,düşmanlarınla öyle yaşaki dost olduğunda yüzün kızarmasın.
ÖZLEM'lere doluyum
Ağlamaklara dolu Ayrılıklara kapalı.... Yokluğuna açılacak Takati yok perdelerimin.
Yeni hüzünlere Çoktan kapattım kapıları. Sayısını unuttum gitmelerimin
Söyle!
Ben şu üç günlük ömre Daha kaç ayrılık sığdırabilirim !
Söyledim ya doluyum Sattım ömrümün tüm koltuklarını Her gece kapalı gişe.
....Ömrümün Hırsızına;
Sen hiç güneşle birlikte bekledin mi sabahın olmasını?
günün ilk ışıklarını gören ilk gözler oldu mu gözlerin?
Günün ağırlığı çöktü mü gözlerine geçen onca yılın ağırlığı gibi yüreğime?
Geçmişin hesabını sorarken yüreğime rahat uyudun mu yatağında?
Güneş doğdu çoktan ve ben herzamanki yaşama sevincimle başlayacağım günüme...
Kalbimin güneşi asla batmayacak!
19/05/2006
Özlem
her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin, uçurtma mesela altına konabilir, bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir, süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine..
bir beyaz kağıda her şey yazılabilir. senin dışında..
güzelliğine benzetme bulmak zor.. sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden, bir ilk, bir son bahardan sor! belki tabiattadır çaresi, senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin… ve benim, bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim…
anlarım bitkiden falan… ama anlatamam, toprağın güneşle konuşmasını… sana çok benzeyen bir çiçek görüyorum!
sen bana ışık ver, yeter.. bende filiz çok köklerim içimde gizlidir, gelen giden, açan soran, bere budak yok..
bir şiir istersin içinde benzetmeler olan kusura bakma sevgilim, heybemde, sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok!
uzun bir yoldan gelen, tedariksiz, katıksız bir yolcuyum.. yaralı, yarasız sevdalardan geçtim.. koynumda bir beyaz kağıt boşluğun. her şeyi anlattım: olan, olmayan, acıtan, sancıtan… bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları, bütün stabilize arkadaşlıklar daha hızlı koşardım, sever adım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine…
sana bakmak, suya bakmaktır.. sana bakmak, bir mucizeyi anlamaktır…
sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır, aşk sorgusunda, şahanem, yalnız kelepçeler sanıktır.. ne yazsam olmuyor… bilir, hatırlayanlar… hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil, tüccarlardır!
sen öyle göz… sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır..
bir tek söz kalır, dişlerimin arasında ben sana “gülüm” derim, gülün ömrü uzamaya başlar..
verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim.. ben sana “gülüm” derim… gül, sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz.
sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır! sana bakmak, suya bakmaktır, gördüğün suretten utanmak! sana bakmak,
bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak, allah’ a inanmaktır!

Mutluluklar her zaman vardır önemli olan onları saklandıkları yerden çıkarmak. Çevrenize şöyle bir bakınız insanlara çektirdiğimiz daha doğrusu kendimize çektirdiğimiz çile neden? Bitsin artık içimizdeki bu savaş. Dalgalar dinsin.Çevremizde o kadar mutluluk kaynağı varki fakat bunları göremeyecek kadar körüz.İçimizdeki hapishaneden çıkamıyoruz.Sevmeyi sevilmeyi bilimiyoruz .Hani Leo Buscaglia derya'' sevmek öğrenmektir''.Öğerenmeyi bile beceremiyoruz. Sevgi bu sihirli sözcük her şeyin anahtarı.Yaşamın yegane meteryali.Biz sevgiyi tanımıyoruz tanışmakta istemiyoruz.Sevgi fakiriyiz sevgii...Annenize veya babanıza en son nezaman sarıldınız? Ve ya çocuğunuza en son ne zaman seni seviyorum dediniz? İlişkilerimiz o denli kalıplaşmış ve resmileşmişki annemize ve babamıza doya doya sarılamıyoruz bile..İçimizdeki sevgiyi neden hapsediyoruz? Neden onu özgür bırakmıyoruz?Çevremizdeki insanlara yani sevdiğimiz insanlara onları sevdiğimizi söyleyelim.Yunus Emre'nin mezar taşında ne yazıyormuş biliyormusunuz? İki sözcük bu iki sözcük hayatın anlamı olan bu iki sözcük.''SEVELİM SEVİLELİM''
o benim sevgime layık değil demeden. İnsanı insan olduğu için içinizdeki o sevgi zenginliğini paylaşın bitmek tükenmek bilmeyen o hazineyi çünki paylaştıkça çoğalır sevgi. İçimizdeki o nefreti sevgi ile yenelim.Yaşamasını bilelim yaşatmasınıda. Sermayemiz sevgi olsun.
Gelin hep birlikte deneyelim bir gün boyunca sinirlenmeden öfkelenmeden yaşamayı deneyelim.Ufak bir tebessüm okadar. Bakın ne güzel manzaralar ortaya çıkacak.SEVGİNİ ÇOCUĞU OLAN HOŞGÖRÜYÜ KULLANALIM.ÖMÜR BOYU GARANTİLİDİR KULLANMA SÜRESİ ASLA SONA ERMEZ.Kullanmakta özgürsünüz çünkü....
İÇİMİZDEKİ SEVGİ MEVSİMİ HİÇ BİTMESİN. BIRAKIN SEVGİ RÜZGARLARI ESSİN ÇEVRENİZE SEVGİ YAĞMURLARI ALTINDA ŞEMSİYE KULLANMAYALIM.İÇİMİZDEKİ NEFRET SIKINTI DUVARINI YIKALIM İÇİNİZDEKİ O SEVGİ KUŞUNU SERBEST BIRAKIN BAKIN NERELERE UÇUP GİDECEKK...İSTEDİĞİ DALA KONSUN DUYGULARINIZI ÖZGÜR BIRAKIN. VE SON SÖZ MUTLULUĞUN KAYNAĞI SEVGİDİRR...HOŞGÖRÜDÜR...
Erzurum / 11 Ağustos 1995
ÖZLEM
Kelebek ve Papatyanın Öyküsü;
Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış. Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. İçinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş. Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu. "Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim."papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve "Merhaba" demiş, "bende yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.". Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış. Papatyada ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edipte bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatyada kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler. Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve "Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek" demiş. Papatya buna bir anlam vermemiş. "Neden" demiş. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek.. Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim." Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum" diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..." diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. İçinden "Keşke onunda beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya, içinden "seviyormuş" diye geçirmiş. İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş; seviyor mu? Sevmiyor mu diye..
Sevgi evrensellikdir..
Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu. Onun yeri kalplerdedir. Bir annenin kalbindedir, onun yeri çocuğuna verebilmek için. Onun yeri bahçıvanın ellerindedir, sevgi tohumları saçabilmek için. Evet... Sevgi heryerdedir.. Yeter ki sen onu bulmak iste. Hayat kısa bugün olan yarın yok. Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarın çok geç olabilir.
Seni seviyorum anne, baba, kardeşim, arkadaşım vs. demek komik değil. Bu senin gibi bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan için hiç de zor değil sadece biraz cesaret . Bu, yalnızca yüreğinin buz kapladığını, taşlaştığını zanneden insanlara biraz zor gelecektir ama onlar da senin gösterdiğin cesareti gösterdiklerinde, kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde ve ağlamayı öğrenebildiklerinde inan herşey onlar için ve bütün insanlar için daha güzel olacak. Hayat kısa a bugün olan yarın yok. Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarın çok geç olabilir. Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmelisin. Biliyorum , bana hak veriyorsun. Şimdi koş sevdiğinin yanına.. Önce, ona gülen gözlerle sımsıcak bir gülümse ve "Seni seviyorum" deyiver içinden gelen en sıcak sesinle.
"SENİ SEVİYORUM"
DEMEK İÇİN GEÇ KALMA !
Aykut'a Sonsuz Teşekkürler....

Kendimi ne zaman işe yaramaz ve aciz hissetsem,aynı hisleri hissettiğim bir anda, bir arkadaşımın dostumun söylediği gelir aklıma...Yüzümü kocaman bir gülümseme sarar... Bana kendini her işe yaramaz ve aciz hissetiğinde parmağının ucuna bak demişti.O sırada okadar üzgün ve duygularımın içinde o denli kaybolmuştum ki,kendi sesimi bile tanıyamaz bir halde çok kısık bir ses tonu ile.Neden? demiştim. Çünki o parmak izlerinden bu dünyada hiç kimsede yok...Demiş ve eklemişti.Sen özelsin!!!! İNANMAZSAN PARMAKLARININ UCUNA BAK!!! Birden düşündüm ve dirildim evet ben ÖZELDİM... Herkes aslında özeldir.Ama beni o günden sonra diğerlerinden ayıran tek ayırt edici özelliğim kendimin özel olduğunun farkında olamamdı.Hala karamsarlığa düştüğümde, bazen umutsuzluklarla boğuştuğumda o dostumu hatırlar ve parmağımın ucuna, yüzümde büyük bir tebessüm ile bakar ve kendi kendime '''ÖZLEM SEN ÖZELSİN ! BUNLARIN HEPSİNİ ATLATIRSIN '' derim. Yine aynı dostum bir karar aşamasında olduğum bir gün şöyle demişti.Önce ne istediğini iyi belirle.. ve eklemişti. Sonra o istediğine ulaşmak için ne gerekiyorsa yap!!!
sonra bu çok enterasan ben ise anlamsız ve şaşkın bir tavırla yaptığından anlam çıkarmaya çalışırken ellerini tam üç kez yüzüme yaklaştırıp çırptı ve bana ne oldu şimdi diye sormuştu.Bnede anlamsız bakışlarla cevap vermiştim.Ne oldu yine?Üç saniye hayatından uçtu gitti ve hiç bir şey o üç saniyeyi geri getiremez.. demişti.. Hayatı istediklerine ulaşmak için harca , bir gün arkana dönüp baktığında uçup giden o saniyelerin bomboş bir ömür haline geldiğini görmek istemiyorsan tabii!! demişti.Frakındasınız değil mi?Hayatımız saniye,dakika, saat dilimlerine bölünmüş,akıp gidiyor.Ve biz akan bir saniyeyi bile geri dönüp tekrar yaşayamıyoruz..Onları geri getiremiyoruz ne acı değilmi?Her yıl baktığımız resim albümünde ne kadar değişmiş olduğumuzu ve her yıl kaç yaşında olduğumuzu hesaplarken acımasızca akıp giden dakikaların izlerini aynada seyrediyoruz.Peki biz hayattan ne bekliyoruz?beklentilerimiz için varımız yoğumuz ile savaşıyormuyuz? zaman denen acımasız düşmanla? Oysa parmaklarınızın ucuna bakın bir kez orda gördüğünüz parmak izleri sizden başka hiç kimsede yok ve parmaklarınızın ucundan çıkan o ses hayatınızın bombaoş geçmiş üç saniyesi oldu, geçtiii gitti işte ..Siz özelsiiniz ,siz yeryüzünde teksiiniz..O zaman hayattan beklediklerimizde bize layık olmalı,ulaşılması için savaşa değer olmalı.. Zaman neden canavar galip gelmeden,biz hayattan beklentilerimize ulaşmalıyızki geçip giden zamana rağmen, geriye dönüp baktığımızda kucak dolusu mutluluk ve beklentilere ulaşmanın hazı ile zaman zaman yüzümüzde kocaman bir gülümseme ve zamana tafra yapabilelim.
Ellerinizi üç kez çırpın, hayattan üç saniyeniz silinip gitti işte..
Bügün özel bir insan olarak kendim için neler yaptım?Beklentilerim için bir uğraş , savaş verdim mi ? Yoksa zamanın beni yenmesine seyirci mi kaldım (BU SORULARI SİZDE KENDİNİZE SORUN LÜFTEN)?
Mesala özel eski bir dostu aradınız mı bugün? Tüm bu kısa ve anlamlı hayat derslerini veren dostumu kaç zamandır aramadığımı düşündüm tüm bunları yazarken... Yerimden kalktım ,internetten çıktım ve telefon ile o dostumu aradım.Çok mutlu oldu.. ne zamandırlı sesini duymamıştım hangi dağda kurt öldü ? diye sitem etti.
Bende özel birini aramak istedim aklıma sen geldin dedim ve sonra ekledim.Ve ellerimi üçkez çırptım geçen zamanı geri getiremediğimi görünce belkide seni arayacak başka bir üç saniyem olmayacak şu anda aramazsam diyip yazdığım yazıyı yarıda bırakıp seni aradım dedim.Çok mutlu oldu..Bir dostun mutluluğu ile bende mutlu oldum. Dostumla telefon konuşmamı bitirip klavyenin önüne oturduğumda yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Özel birini arayıp, dakikaları geri getiremeyeceğim bir hayat içinde istediğim bir şeyi yapmanın huzuru ile yani mutlu bir yürekle tekrar yazmaya başladım..Ve zaman denen o sinsi düşmana bir anlık tafra yaptım, acımasızca akıp gidiyorsun,ama ben seni hissediyorum ve istediğim hiçbir şeyi ertelemiyorum ve istediklerimi elde etmek için hayatla savaşıyorum der gibi
MUTLUYDUMM!!!
KEMER 2001
BİR SEVGİ EYLEMİYLE HARCANMAMIŞ BİR GÜN KAYBEDİLMİŞ BİR GÜNDÜR ,
Sevmek için o kadar fırsatımız olmasına karşın dünyada o kadar az sevgi vardır ki. İnsanlar yalnız ağlamakta, yalnız ölmekteler. Çocuklara kötü muamele edilmekte, yaşlılar son günlerini sevecenlik ve sevgiden uzak geçirmektedirler. Sevgi gösterisine bu kadar çok ihtiyaç olan bir dünyada,yaşamımızdaki insanlara sadece sıcak bir kucaklama yada uzatılan bir elden daha karmaşık olmayan bir hareketle yardım edecek büyük bir gücümüz olduğunu,anlamak çok önemlidir. Avila'li Teresa şöyle yalvarmaktadır: "Pek çok sevgi eylemine alıştırın kendinizi, çünkü bunlar ruhu tutuşturur ve eritir."
Dünyayı daha iyi, daha sevgi dolu bir yer yapmak için neler yaptığımızı düşünmek için en uygun zaman günün sonudur. Geceler boyunca aklımıza hiç bir şey gelmiyorsa dünyayı daha iyiye doğru nasıl değiştirebileceğimizi düşünmek için de uygun bir zamandır bu. Öyle çok büyük boyutlu şeyler yapmamıza gerek yoktur; var olan basit şeyler üzerinde bir şeyler yapmak da yeterlidir: Etmediğimiz bir telefon,yazmayı ertelediğimiz o not, takdir etmediğimiz o iyilik. İş sevgiyi vermeye gelince fırsatlar sonsuzdur ve bunu hepimiz yapabiliriz.
SEVGİ ANLAYIŞLA YAŞAR
Anlayış karşıdakinin görüşünü anlamaktır. Başkalarına kendine davranılmasını istediğin gibi davran kuralı,anlayışın bir örneğidir. Bu, kişisel ilişkilerimizi güçlendirmeye yarayan çok kuvvetli bir insan huyudur.Anlayış, başkalarının görüşünü kabul etmemiz gerektiği demek değildir. Sadece onu anlamaya çalışmaya hazır olduğumuz demektir. Herkesin, bizimkilere uymayan,kendileri için geçerli olan kendi deneyimleri olduğunu kabul etmedikçe, bunu yapamayız. Herkesin dünyayı bizim gibi görmesini bekleyemeyiz. Gerçek anlayış,ancak kendi dışımıza çıkabildiğimiz ve nesnelerin öteki insanlara nasıl göründüğünü anlamaya çalıştığımız zaman gelecektir.
Pek çok kere ilk görüşte kolaylıkla umursanmayacak ve unutulacak insanlara rastlamışımdır. Ancak, onlar hakkında daha çok bilgi edinmek için zaman ayırdığımda hemen hemen her zaman onların davranışlarını kabul edebilir bulmuşumdur. Bu da bana olumsuz önyargılarımın çoğu zaman ne kadar yanlış olabileceğini öğretmiştir.Anlayış bir huy haline dönünce, artık o anın tutkusunun esiri değilizdir ve sevme yeteneğimiz sınırsıza ulaşacaktır.
GÜÇLÜKLERİ SEVGİYLE YENMEK
Karşılaştığımız güçlükler eylem gerektirir. Sevgi eylemi çözüm getirir. Sevgimizin gücü, sorunlarla ve düş kırıklıklarıyla nasıl başa çıktığımızda kendini gösterir. Yaşamımızda her şey güzelce akıp giderken hoş ve olumlu olmak kolaydır. Ama yaşamın akışı değişip de geçici olarak bizi güçsüz bırakırsa, o zaman gerçek gücümüz ortaya çıkar.
Sevgi bize "Neden ben?" diyerek zaman kaybetmemeyi,onun yerine, "Şimdi ne yapmalı?" demeyi öğretir.Birinci soru gereksiz ve anlamsız bir çatışmaya götürür, ama ikincisi kendine acımanın ve anlamsız suçlamanın yükünü taşımayan bir eylemi akla getirir.Eğer sevgi varsa, güçlükler bozulan ilişkilerin nedeni değildir. Aslında bu durum bizim değişip ayakta kalmamızı sağlar.
Yaşam çok yakından sevgilim olur, Acının kıyılarına tutunup, Büyütürüm sevgileri , Kızımın adı Sevgi Oğlumun adı Barış Ölüm ancak bir kez yakalar beni !!!!! İnadına uyanırım her sabah !!!! İnadına kurarım ben saati !!!!
Erkan Petekkaya diyorum..... İnat ve emek kazandı
  |